‘Elektrikli’ sevdası AB’yi kırılganlaştırıyor
Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, AB’nin 2035’te ‘sıfır emisyonlu yeni araç satışı’ hedefini aşağı yönlü revize ettiğini belirterek, “Bu güncelleme, otomotiv sektörünün tek bir teknolojiye zorlanmasının yaratabileceği kırılganlıkları da açıkça ortaya koyuyor. Sadece EV’ye odaklanmak AB otomotiv endüstrisini kırılgan hale getirdi” dedi.
AVRUPA Birliği’nin (AB) 2035 yılına yönelik “sıfır emisyonlu yeni araç satışı” hedefini yüzde 100’den yüzde 90’a revize etmesi, ilk bakışta çevresel hedeflerden bir geri çekilme gibi algılansa da sektörün içinden bakıldığında bu karar, otomotiv sanayisinin teknik, ekonomik ve toplumsal gerçekleriyle uyumlu bir yeniden dengeleme hamlesi olarak değerlendiriliyor.
Motor Aşin CEO’su ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) 52. Komite Başkanı Saim Aşçı, Avrupa Birliği’nin yeni emisyon hedefleriyle ilgili olarak önemli değerlendirmelerde bulundu. Aşçı’ya göre bugün tartışılması gereken konu, hedeflerin kendisinden ziyade bu hedeflere hangi teknolojilerle, hangi hızda ve hangi sosyo-ekonomik koşullar altında ulaşılacağı: Avrupa Birliği’nin 2035 perspektifinde yaptığı bu güncelleme, otomotiv sektörünün tek bir teknolojiye zorlanmasının yaratabileceği kırılganlıkları da açıkça ortaya koyuyor.

AVRUPA JEOPOLİTİK BASKILARLA MÜCADELE EDİYOR
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verileri, Avrupa otomotiv pazarının 2025 yılı itibarıyla toparlanma sürecine girdiğini gösterse de bu toparlanmanın hızı, pandemi öncesi beklentilerin belirgin şekilde gerisinde kalıyor.
Ekim 2025 itibarıyla AB otomobil satışları yıllık bazda yüzde 5,8 artış gösterirken, toplam pazar hacmi hâlâ 2019 seviyelerinin kayda değer ölçüde altında seyrediyor. Bu fark, yalnızca satış rakamlarına değil; üretim planlamasından istihdama, tedarik zincirlerinden Ar-Ge yatırımlarına kadar tüm otomotiv ekosistemine doğrudan yansıyor.

‘HEDEF GÜNCELLEMESİ AVRUPA’YA NEFES ALDIRACAK’
Motor Aşin CEO’su Aşçı, bu noktada Avrupa’nın emisyon hedeflerini revize etmesinin, sanayinin bu geçiş sürecinde “nefes almasını” sağlayan bir çerçeve sunduğunu vurguladı: “Bugün otomotiv sanayisi yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve jeopolitik baskılarla da mücadele ediyor. Enerji maliyetleri, tedarik güvenliği, ham madde erişimi ve küresel rekabet gibi faktörler, tek boyutlu çözümleri riskli hâle getiriyor.
Türkiye açısından bakıldığındaysa, Avrupa Birliği’nin emisyon hedeflerinde daha esnek bir çerçeveye yönelmesi, ihracatının yaklaşık yüzde 75’ini Avrupa’ya yapan otomotiv sanayimiz için kritik öneme sahip. Tek bir teknolojiye zorlanan bir dönüşüm, Türkiye’nin güçlü olduğu üretim ve tedarik kabiliyetlerini zayıflatma riski taşıyor.
Hibrit ve farklı düşük emisyonlu çözümlere alan açan bu yaklaşım, sanayimizin rekabet gücünü korurken dönüşüm sürecini destekleyen daha gerçekçi bir yol haritası sunuyor.”

HİBRİT TEKNOLOJİLER DÖNÜŞÜMÜN OMURGASI OLUYOR
Elektrikli araçların tüm kullanıcılar için ilk tercih sebebi olmadığını ve araç seçimlerinde gelir gruplarının da büyük önem arz ettiğini belirten Aşçı, “Elektrifikasyon Avrupa’da hız kesmeden devam ediyor; ancak bu dönüşüm her ülkede, her gelir grubunda ve her tüketici segmentinde aynı tempoda gerçekleşmiyor.
2025 sonu itibarıyla Avrupa Birliği’nde satılan her üç yeni otomobilden birinin hibrit olması, pazarın bugün için daha erişilebilir, dengeli ve pratik çözümleri tercih ettiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, hibrit teknolojilerin yalnızca geçiş dönemi değil, dönüşümün ana omurgası hâline geldiğini de bizlere gösteriyor.” dedi.
Öte yandan tam elektrikli araçlar (BEV) tarafında ise ilk on ayda yaklaşık 1,5 milyon adetlik satışla yüzde 16 seviyelerine ulaşan bir pazar payı dikkat çekiyor.
Aşçı, büyümenin küçümsenmemesi gerektiğini söylerken “Saha gerçekleriyle yüzleşmek de gerekiyor” açıklamasını yaptı ve “Bugünkü hız ve altyapı seviyesi, içten yanmalı motorların 2035’e kadar tamamen ve tek bir teknolojiyle devre dışı bırakılmasını destekleyecek noktada değil. Tüketici davranışları, şarj altyapısının eşit dağılmaması ve menzil kaygısı hâlâ belirleyici faktörler.” ifadelerini kullandı.

İÇTEN YANMALI MOTORLAR SAHNEYİ TERK ETMEYECEK
Benzinli ve dizel araçların pazar payı Avrupa genelinde düşüş eğiliminde olsa da bugün hâlâ AB’de satılan yeni otomobillerin üçte birinden fazlası içten yanmalı motorlara sahip. Bu durum, dönüşümün yönü ile hızı arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor. Ülkelerin ekonomik yapıları, enerji maliyetleri ve tüketici profilleri, bu geçiş sürecini doğrudan etkiliyor.
Saim Aşçı, Avrupa Birliği’nin yüzde 90’lık emisyon hedefiyle kalan yüzde 10’luk alanı hibrit sistemler, düşük karbonlu yakıtlar ve sürdürülebilir malzemelerle doldurmaya izin vermesinin, hedefleri zayıflatmadığını; aksine daha ulaşılabilir ve dayanıklı hâle getirdiğini dile getirirken “Bu yaklaşım, sanayiye esneklik kazandırırken, yatırımcıya da öngörülebilirlik sunuyor” dedi.

SADECE ELEKTRİKLİYE ODAKLANMAK AB SANAYİSİNİ KIRILGAN HALE GETİRDİ
Yenilenen hedef, otomotiv üreticileri açısından yalnızca çevresel bir düzenleme değil; aynı zamanda fabrika yatırımları, Ar-Ge stratejileri ve ihracat planlamaları üzerinde doğrudan etkili bir çerçeve oluşturuyor. Aşçı’ya göre esnek regülasyonlar, Avrupa otomotiv sanayisinin küresel rekabet gücünü koruması açısından kritik önem taşıyor.
“Bugün Çin ve ABD başta olmak üzere birçok küresel oyuncu, farklı teknoloji yollarını aynı anda destekliyor. Avrupa’nın da bu çoklu teknoloji yaklaşımını benimsemesi, stratejik bir zorunluluk” değerlendirmesini yapan Aşçı, tek bir çözüm üzerinden ilerlemenin sanayiyi kırılgan hâle getirdiğini dikkat çekti ve “AB, sadece yüzde rakamlarına odaklanmak yerine, otomotiv endüstrisinin dönüşümünü ekonomik ve teknolojik gerçeklerle uyumlu hâle getiren bütüncül bir strateji geliştirmeli. Ancak bu şekilde hem çevresel hedefleri tutturabilir hem de sanayinin rekabetçiliğini koruyabilir.” diyerek konuşmasını tamamladı.

